Şu son zamanlarda Siverek’ten Kahramanmaraş’a kadar yurdun dört bir yanından gelen, okullarımıza ve biz eğitimcilere yönelik o akıl almaz saldırı haberlerini okudukça insanın içi sızlıyor. Eskiden okul denince akla sığınılacak en güvenli liman gelirdi; şimdiyse evlatlarımızı teslim ettiğimiz o kutsal çatılar, kontrolsüz öfkenin ve disiplinsizliğin hedefi haline gelmiş durumda. Bu sadece birkaç münferit saldırı değil, aslında toplum olarak aile içindeki o temel disiplini ve “insan yetiştirme” sanatını nerede kaybettiğimizin acı bir tablosudur. Bugünün çocuklarının ilgi alanları ekranlara, hıza ve tüketime hapsolmuşken; bizler onlara sabrı, empatiyi ve en önemlisi bir başkasının canının kutsallığını anlatmakta maalesef geç kalıyoruz. Bir öğretmen olarak şunu yüksek sesle söylemeliyim ki; sınıfta sadece müfredat yetiştirmeye çalışan birer anlatıcı olmaktan öte, artık güvenliğin ve merhametin nöbetçisi haline geldik. Oysa bir toplumun geleceği, öğretmenine verdiği değerle ölçülür. Öğretmenin saygınlığının zedelendiği, yetkilerinin sadece kağıt üzerinde kaldığı bir sistemde, şiddetin okul kapısından içeri girmesi kaçınılmazdır. Ailelerin çocuklarına vermesi gereken o ilk ve en hayati eğitim; öğretmenin sadece bir devlet memuru değil, bir hayat rehberi olduğu bilincidir. Bir çocuğun zihninde öğretmenine duyduğu saygı, aslında topluma, hukuka ve insana duyacağı saygının ilk provasıdır. Bizim yetkimiz kağıt üzerinde yazan idari bir güçten ziyade, bir çocuğun vicdanına dokunma hakkımızdır; ancak bu hak, aile disipliniyle desteklenmediği ve toplumsal bir değer olarak korunmadığı sürece dışarıdaki şiddetin gölgesinde kalıyor. Unutmayalım ki merhametin, insanlığın ve öğretmenine hürmetin olmadığı bir eğitim sisteminde, en yüksek notları alan çocuklar bile topluma birer tehdit haline gelebilir. Asıl mesele, okulların etrafına yüksek duvarlar örmek değil, çocukların kalbine o sarsılmaz “insanlık” duvarını ve öğretmenine duyduğu o kadim vefayı örebilmektir. Güvenli bir okul iklimi ancak öğretmenin elinin güçlendirildiği, saygınlığının baş tacı edildiği ve ailenin çocuğuna sadece şefkat değil aynı zamanda sorumluluk öğrettiği bir düzende mümkündür. Çünkü günün sonunda, ne o saldırganların öfkesi ne de binaların sağlamlığı kalacak; geriye sadece öğretmenin emeğiyle yeşeren merhamet ve yetiştirdiğimiz insan evlatlarının vicdanı miras kalacak.
Sizce de eğitimi sadece rakamlardan kurtarıp, öğretmenimizi yeniden toplumun pusulası yaparak o kadim “insan olma” davasına dönüştürmenin vakti gelmedi mi?
Hayatını kaybeden öğrenci ve öğretmenlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır; yaralananlara acil şifalar diliyorum. Eğitim camiamızın başı sağ olsun.





YORUMLAR