Hayat bazen hepimizi aynı dar boğaza sürükler. Planlar bozulur, tayinler çıkar, hiç hesapta olmayan o “resen” kararlar bir sabah kucağımıza düşer. Tıpkı benim son dönemde kendimi bir anda Doğanşehir yollarında bulmam gibi…
Üstelik bu yol, uzaktan bakınca sadece bir mesafe değil.
Üç dolmuşluk bir sabır, ardından karda, soğukta yürünmesi gereken bir kilometre.
İnsan o an sormadan edemiyor:
“Neden şimdi? Neden burası? Bu kadar zahmet niye?”
Oysa tam da “fazla” dediğimiz yerde başlıyor imtihan.
Çünkü mesele sadece varmak değil; nasıl vardığındır.
Modern Teselliler ve Kadim Teslimiyet
Bugünlerde etrafımız bir “enerji” diliyle çevrili.
“Akışa bırak.”
“Frekansını yükselt.”
“Evrene mesaj gönder.”
İnsan yorulunca kulağa hoş geliyor bunlar.
Ama üç dolmuş değiştirip soğukta beklerken, karın içinde yürürken anlıyorsun: Hayat, kişisel gelişim cümleleriyle hafiflemiyor.
Modern dünya kontrol vaadeder.
Kadim öğreti teslimiyeti öğretir.
Aradaki fark şudur:
Biri “her şeyi yönetebilirsin” der,
Diğeri “her şeyin sahibi sen değilsin” der.
Nefis, konfor ister.
Daha kolay ulaşım ister.
Daha az zahmet ister.
Ama insan sadece rahat ettiği yerde değil; zorlandığı yerde olgunlaşır.
Şer Görünenin İçindeki İnce Eğitim
Doğanşehir yolu çetin olabilir.
Aktarma beklerken geçen dakikalar uzayabilir.
Soğuk, insanın yüzüne değil, sabrına dokunur.
Fakat biz çoğu zaman sadece zahmeti görürüz.
Oysa her zahmet, bir inşa sürecidir.
Belki de o bir kilometrelik yürüyüş, senden bir şey almak için değil; sana bir şey katmak içindir.
Belki o yol, şikâyeti azaltıp direnci artırmak içindir.
Belki de kalabalıkların içinde duyamadığın iç sesini, o sessiz adımlarda duyabilmen içindir.
Biz yolun birkaç metresini görüyoruz.
O ise menzilin tamamını.
Tevekkül: Yürümeye Devam Etmek
Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.
Tevekkül; üç dolmuş değiştirirken de, o son kilometreyi yürürken de şunu diyebilmektir:
“Ben üzerime düşeni yapıyorum.”
Akışa bırakmak pasiflik olabilir.
Ama tevekkül, iradenin içindeki sükûnettir.
İnsan her şeyi seçemez.
Ama verdiği tepkiyi seçebilir.
İşte imtihan da tam burada başlar.
En Güçlü Enerji: Dua
Bugün “enerji” denilen şeyin en sahici hali, insanın içten yönelişidir.
Dua; şartlar düzeldiğinde değil, şartların içinde edilen yöneliştir.
Dua bir kaçış değil, bir hizalanmadır.
“Benim planım böyleydi ama Senin takdirine razıyım” diyebilmektir.
Bazen yol uzar.
Bazen zahmet artar.
Ama insan bilir ki hiçbir adım boşa değildir.
“Bitti” dediğin yer, aslında şekillenmeye başladığın yerdir.
Yokuş seni yorar; ama ufkunu genişletir.
Soğuk seni zorlar; ama direncini artırır.
Doğanşehir’in rüzgârı da hayatın beklenmedik savurmaları da bizi dağıtmak için değil; fazlalıklarımızı savurmak içindir.
Belki mesele nereye gittiğimiz değil, o yolda neye dönüştüğümüzdür.
Ve bazen insan, üç dolmuş ve bir kilometrelik bir yürüyüşte;
kendi iç mesafesini kısaltır.





YORUMLAR