Başkasının Feneriyle Kendi Karanlığını Aydınlatamazsın - Malatya Politik
Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Başkasının Feneriyle Kendi Karanlığını Aydınlatamazsın

Geçenlerde Falih Rıfkı’nın Zeytindağı’na yeniden elim gitti. Tozlu rafların arasından

Geçenlerde Falih Rıfkı’nın Zeytindağı’na yeniden elim gitti. Tozlu rafların arasından değil, sanki ruhumun içinden çekip çıkardım o satırları. Hani o meşhur, can yakan cümlesi vardır ya: “Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türk’e az rast geliyordum.”

Bu cümle benim için sadece bir tarih notu değil, evrensel bir varoluş sancısıdır.

Brahman’ın Nefesi ve Senin Biricik Rengin

Kadim bilgeler der ki; hepimiz Brahman’ın o sonsuz denizinden birer damlayız. O muazzam bütünlüğün parçasıyız. Ama sakın yanılmayın; o denizin bir parçası olmak, denizin içinde eriyip rengini kaybetmek değildir. Brahman, her bir damlanın kendi ışığını yansıtmasını ister. Bizim “Atman” dediğimiz o kutsal öz, bizim bu dünyadaki imzamızdır.

İşte Atay’ın yüz yıl önce gördüğü o dram tam da buydu: Kendi imzasını atmaktan korkan, kendi öz ışığını başkasının feneriyle karartan insanlar… Bir imparatorluk sadece toprak kaybederek yıkılmaz dostlarım; bir imparatorluk, insanı kendi özüne, kendi lisanına, kendi ruhuna ihanet etmeye başladığında asıl çöküşü yaşar.

Kendi Yurdunda Bir “Yabancı” Olmak

“Araplaşmamış Türk’e az rastlamak…” Ne kadar ağır bir teşhis, değil mi? Kendi evinde gurbette olmak, kendi kelimelerini bir yabancının aksanıyla söylemek… Bir toplum sağlığı üzerine kafa yoran biri olarak söylüyorum: Bu, bir toplumun başına gelebilecek en büyük “otoimmün” hastalıktır. Ruhun kendi vücuduna yabancılaşmasıdır.

Bugün gençlerimize bakıyorum; küresel rüzgarların önünde savrulurken, “modernleşmek” ile “kendinden vazgeçmek” arasındaki o ince çizgide ne kadar da yalnızlar. Oysa evrensel olmanın yolu, kendi yerel sularında derinleşmekten geçer. Kendi köküne su vermeyen ağacın, Brahman’ın ormanında yeri olmaz.

Genç Dostum, Bu Kitabı Neden Okumalısın?

Eğer bugün sen de bazen “Ben kimiz, nereye aitiz?” diye soruyorsan; eğer etrafındaki o gürültülü kimliksizlik seni yoruyorsa, Zeytindağı’nı aç ve oku. Atay orada sadece bir savaşı anlatmıyor; senin, benim, hepimizin “kendimiz kalma” mücadelesinin ilk büyük yenilgisini anlatıyor.

O kitabı oku ki, bir başkasına benzemeye çalışmanın aslında ne kadar “iğreti” durduğunu gör. Kendi kimliğine, diline ve özüne sahip çıkmanın, sadece bir milliyetçilik meselesi değil, evrensel bir varoluş haysiyeti olduğunu anla.

Brahman’ın o büyük varlığına ancak kendi rengini en saf, en dürüst haliyle katarak teşekkür edebilirsin. Kendin olmaktan korkma. Çünkü dünya, taklitlerinden zaten yoruldu; sadece “senin” o biricik özüne ihtiyacı var.