Acının Terazisi Olmaz: Can Candır! - Malatya Politik
Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Acının Terazisi Olmaz: Can Candır!

Biz ne ara acıyı tartıya koyar olduk? Bir annenin feryadını mezhebine göre ölçmek, bu toprakların mayasına ihanet değil midir? Gelin, ayrıştıran dilleri bir kenara bırakıp, ‘Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü’ diyen o büyük insanlık sofrasında buluşalım. Ölümleri yarıştırmayı reddeden bir vicdan çağrısı…

Biz ne ara acıyı tartıya koyar olduk? Bir annenin feryadını

Gündemin o hırpalayıcı gürültüsü arasında biraz duralım ve kalbimizin sesini dinleyelim. Son günlerde duyduğumuz bazı sözler, şahit olduğumuz tartışmalar karşısında sormamız gereken tek bir soru var: Biz ne ara acıyı tartıya koyar olduk?

Hacı Bektaş-i Veli’nin yüzyıllar öncesinden gelen “Dili, dini, rengi ne olursa olsun; iyiler iyidir” sözünü unuttuk mu? Bir can toprağa düştüğünde onun mezhebini sorgulamak, aslında öleni değil, kendi insanlığımızı sorgulamaktır. İnsanı inanç kalıplarına hapseden bu dil, vicdanımızı yaralıyor.

İstatistik Savaşı Değil, İnsan Hayatı

Şunu mıh gibi aklımıza kazıyalım: Bir annenin gözyaşı her dilde aynıdır. İnsan hayatını mezhepler üzerinden bir “istatistik savaşına” dönüştürmek, bu toprakların kadim kardeşliğine ihanettir. Yunus Emre ne güzel söylemiş: “Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü.”

Bizim lügatımızda Alevi diye az, Sünni diye çok acımaz can. Can candır! Acıyı kimliklere göre tartmaya kalktığınız an, teraziye koyduğunuz şey o canlar değil, kendi vicdanınızdır.

Aynı Yağmurda Islandık

Bizi inançlarımız üzerinden “içeridekiler” ve “dışarıdakiler” diye ayırmaya çalışan söylemler, toplumsal birliğimize vurulmuş en büyük darbedir. Biz aynı yağmurda ıslandık, aynı güneşle ısındık. Siyasetin geçici rüzgarları uğruna, bu ebedi kardeşliği hırpalamaya kimsenin hakkı yoktur.

Bugün yapmamız gereken; ölümleri kıyaslamak değil, her türlü acıya karşı “amasız, fakatsız” bir arada durabilmektir. Biz, sokakta selamlaşırken mezhep sormayan bir geleneğin çocuklarıyız. Birileri kelimeleri ayrıştırmak için kullansa da, biz o kelimelerden köprüler kuracağız.

Gönüller Yapmaya Geldik

Ozanın dediği gibi: “Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik.”

Biz yıkmaya değil, onarmaya memuruz. Bizi biz yapan, farklılıklarımızla kurduğumuz o büyük insanlık sofrasıdır. O sofradan tek bir tabağı bile eksiltmek isteyenlere cevabımız nettir: İnadına kardeşlik, inadına vicdan.