Bugün 31 Aralık 2025. Bir yıl daha biterken, Malatya’nın üzerine çöken o gri sis tabakasının sadece kış soğuğundan olmadığını hepimiz biliyoruz. O sis; yıkılamayan binaların tozu, bitmeyen inşaatların asbesti ve en önemlisi, “ihmal edilmişlik” duygusunun ağırlığıdır.
Bir halk sağlıkçı olarak 2025 yılının muhasebesini tuttuğumda, karşıma çıkan tablo ne yazık ki süslü açılış törenlerinden çok farklı.
“Başımızı Sokacak Ev” Değil, “Hayatımızı Sürdürecek Şehir” İstemiştik
2025 boyunca manşetlerde hep aynı cümle vardı: “Şu kadar bin konut teslim edildi.” Peki, o konutların içine koyduğunuz insanların ruh sağlığı ne durumda? Şehirden 20 kilometre uzağa, bir tepenin başına dikilen o beton bloklar “barınma hakkını” belki kâğıt üzerinde çözüyor ama “şehir hakkını” gasp ediyor. Komşusu olmayan, bakkalı olmayan, ulaşımı bir çileye dönüşen o ıssız konutlar, toplumsal izolasyonun ve depresyonun yeni merkezleri haline geldi. Sosyal politika, insanı sadece “mekânsal bir birim” olarak görmek değildir; insanı yaşatmaktır. Biz 2025’te insanı değil, rakamları yaşattık.
Akciğerlerimizdeki 2025 Mirası
Yıl biterken hâlâ kamyonların arkasından kalkan tozları soluyoruz. 2025 yılı Malatya için “kronik öksürüğün” yılı oldu. Yıkım sahalarındaki sulama yetersizlikleri, asbest denetimindeki laubalilik ve moloz döküm sahalarının tarım alanlarına yakınlığı… Bunlar sadece çevre sorunu değil, 10 yıl sonraki kanser vakalarının bugünkü imza törenleridir. Bugünün sessiz kalan yetkilileri, yarın dolup taşacak onkoloji servislerinin asıl sorumlularıdır.
Sosyal Yardımlar: Pansuman mı, Çözüm mü?
2025’te sosyal politikalarımız maalesef “yardımseverlik” ile “hak temelli hizmet” arasındaki çizgide kayboldu. İnsanları konteyner kentlerde üçüncü kışına mahkûm edip, sonra da gıda kolisiyle gönül almaya çalışmak bir sosyal politika başarısı değildir.
- Gençlerimiz şehirde “gelecek” göremediği için kaçıyor.
- Yaşlılarımız, yıkılan mahalle kültürüyle birlikte yalnızlığa gömüldü.
- Kadınlar, güvenlik kaygıları ve yetersiz hijyen koşullarıyla ev içi şiddetin ve görünmez emeğin pençesinde kaldı.
Sonuç: 2026’da “Mış Gibi” Yapmayı Bırakacak mıyız?
Malatya 2025’i “iyileşmiş” gibi yaparak bitiriyor. Ama biliyoruz ki, bir hastanın ateşini düşürmek onu tedavi etmek demek değildir. Biz sadece belirtileri bastırdık, hastalığı (sosyal çöküşü ve sağlıksız kentleşmeyi) ise kronikleştirdik.
2026’ya girerken yöneticilere tavsiyem şudur: İstati̇sti̇kleri bir kenara bırakın ve sokağa çıkın. Ama protokol araçlarıyla değil, bir vatandaş gibi… O tozlu havayı soluyun, o uzak konutlardan şehir merkezine gelmeye çalışın. O zaman anlayacaksınız; Malatya’nın ihtiyacı olan şey daha fazla beton değil, daha fazla adalettir.
Yeni yılın, Malatya’nın sadece binalarının değil, insanının ve sağlığının da hatırlandığı bir yıl olması dileğiyle…

