Bugün 28 Şubat. Kimileri için sadece bir takvim yaprağı, ama bir nesil için ömür boyu unutulmayacak o ağır sancının adı. Tankların asfaltı ağlattığı, genç kızların okul kapılarında diplomalarından, hayallerinden, en önemlisi de inançlarından vurulduğu o günleri hepimiz hatırlıyoruz.
O günlerde birileri çıkıp “Bu süreç bin yıl sürecek” demişti. Kibri öyle büyüktü ki, milletin gönlündeki imanın ve hürriyet aşkının gücünü hesaplayamadılar. Çok şükür o “bin yıl” dedikleri şey, milletin iradesi karşısında kumdan bir kale gibi yıkıldı gitti.
Bugün başörtüsü yasağı gibi, insan onuruna aykırı ne varsa tarihin tozlu raflarına kalktı. İnanç özgürlüğünün önündeki barikatları yıkan, devletle milleti aynı sofrada buluşturan o güçlü iradeye bir vatandaş olarak teşekkür borçluyuz. Bu kazanımlar bizim helalleşmemizdir, huzurumuzdur.
Ancak, dürüstçe kendimize sormamız gereken bir şey var.
Biz 28 Şubat’ta neden canımız yandıysa, bugün başkalarının canının yanmasına da aynı kararlılıkla karşı durmalıyız. Adalet dediğin şey, sadece “bizimkiler” için olduğunda değil, herkes için olduğunda gerçektir. Eğer dün “onlardan değilsin” diye dışlananlar, bugün “bizden değilsin” diyerek başkasını dışlıyorsa, o günkü zihniyetten ne farkımız kalır?
Devlet, babamızın evi değil; hepimizin sığınağıdır. Bir makama adam seçerken inancına, kıyafetine ya da kimi sevdiğine değil; “Bu işi en iyi kim yapar?” diye bakmak zorundayız. Liyakat ve adalet, bu devletin asıl koruyucu zırhıdır.
Şunu unutmayalım: Kazanımlarımızı korumanın en iyi yolu, o kazanımları adaletin şemsiyesi altına almaktır. Bu ülkenin her bir ferdi, “Benim devletim bana adildir, liyakatim varsa hakkımı alırım” diyebildiği gün, 28 Şubat’ı gerçekten tarihe gömmüş olacağız.
Dünün mağduriyetlerini bitirmek büyük bir başarıydı; şimdi o başarıyı, kimseyi ötekileştirmeden, herkese eşit adalet dağıtarak taçlandırma zamanı.
Çünkü adalet mülkün temelidir ve o mülk, 85 milyonun ortak vatanıdır.





YORUMLAR