Malatya’da Obezite Alarmı: “Fazla Kilolu ve Obez Oranı Yüzde 72’ye Ulaştı” - Malatya Politik
Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Malatya’da Obezite Alarmı: “Fazla Kilolu ve Obez Oranı Yüzde 72’ye Ulaştı”

4 Mart dolayısıyla kutlanan Dünya Obezite Günü kapsamında açıklamalarda bulunan

4 Mart dolayısıyla kutlanan Dünya Obezite Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Lezan Keskin, Türkiye’de fazla kilolu ve obez birey oranının yüzde 72’ye ulaştığını belirterek obezitenin artık bireysel bir sorun olmaktan çıkıp ciddi bir halk sağlığı tehdidine dönüştüğünü söyledi.

Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Endokrinoloji Uzmanı olarak görev yapan Keskin, Dünya Sağlık Örgütü’nün obeziteyi “vücutta anormal veya aşırı derecede yağ dokusu artışı” olarak tanımladığını hatırlattı.

“Birçok Ciddi Hastalığa Zemin Hazırlıyor”

Obezitenin yalnızca kilo artışı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Keskin, bu durumun birçok kronik hastalıkla doğrudan ilişkili olduğunu ifade etti. Obezitenin başta Diyabet ve Hipertansiyon olmak üzere kardiyovasküler hastalıklar, solunum problemleri, Karaciğer Yağlanması, bazı kanser türleri ve kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarına zemin hazırlayabildiğini belirten Keskin, “Obezite önlenebilir, kontrol edilebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Erken tedavi ile doğru bir yol izlemek mümkündür” dedi.

“Son 40 Yılda Üç Kat Arttı”

Dünya genelinde obezite oranlarının son 40 yılda yaklaşık üç kat arttığına dikkat çeken Keskin, Türkiye’de yapılan diyabet ve obezite prevalans çalışmalarına göre obezite oranının yüzde 35 seviyesinde olduğunu söyledi. Fazla kilolu ve obez bireylerin toplam oranının yüzde 72’ye ulaştığını belirten Keskin, hedef kilosunda bulunan birey oranının ise yüzde 28 civarında olduğunu ifade etti.

Cinsiyet dağılımına da değinen Keskin, obezite oranının kadınlarda yüzde 41, erkeklerde ise yüzde 21 olduğunu belirterek, kadınlardaki yüksekliğin doğurganlık oranı, emzirme süresi ve ev içi yaşamın daha kısıtlı hareket imkânı sunması gibi faktörlerle ilişkili olabileceğini dile getirdi.

“Sadece İrade Meselesi Olarak Görmek Yanlış”

Obezitenin yalnızca hareketsizlikle açıklanamayacağını vurgulayan Keskin, gelişen teknolojiyle birlikte televizyon, tablet ve telefon karşısında geçirilen sürenin artmasının önemli bir risk faktörü oluşturduğunu söyledi. Ayrıca yüksek kalorili ve besin değeri düşük beslenme alışkanlıkları, uykusuzluk ve hormonal sorunların da obeziteye yol açabildiğini ifade etti.
Keskin, “Bunu sadece bir irade problemi olarak görmek doğru değildir. Ailesel yatkınlık ve genetik faktörler de son derece önemlidir” diye konuştu.

Tanı ve Tedavi Süreci

Obezite tanısında en pratik yöntemin beden kitle indeksi (BKİ) olduğunu belirten Keskin, kilogram cinsinden vücut ağırlığının metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplandığını ifade etti. Buna göre 18,5–24,9 arası normal, 25–29,9 arası fazla kilolu, 30’un üzeri obezite, 40’ın üzeri ise morbid obezite olarak değerlendiriliyor. Bel çevresi ve bel-kalça oranının da metabolik ve kardiyovasküler risk açısından önemli göstergeler arasında yer aldığı vurgulandı.

Tedavide ilk adımın yaşam tarzı değişikliği olduğuna dikkat çeken Keskin, porsiyon kontrolü, düşük kalorili beslenme, şekerli ve gazlı içeceklerden uzak durma ve düzenli fiziksel aktivitenin temel yaklaşım olduğunu belirtti. Haftada en az 5 gün 30 dakika tempolu yürüyüşün kilo kontrolü ile birlikte kan şekeri, tansiyon ve kolesterol dengesi açısından önemli olduğunu söyledi.

Yaşam tarzı değişikliğiyle hedefe ulaşılamayan durumlarda hekim kontrolünde ilaç tedavisine başvurulabileceğini belirten Keskin, gerekli görülen hastalarda cerrahi yöntemlerin de uygulanabildiğini, ancak bu işlemlerin mutlaka uygun ve donanımlı merkezlerde yapılması gerektiğini ifade etti.

Keskin, Dünya Obezite Günü mesajını, “Erken tanı komplikasyonları önler, kardiyovasküler riski azaltır ve yaşam kalitesini artırır. Daha sağlıklı bir yaşam için kilomuzu kontrol altında tutmalıyız” sözleriyle tamamladı.